TAHAMMÜLSÜZ TALİHLİ

Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalabalık ve kirli bir şehirde, neredeyse hiç yeşil göremeden yaşayan biri varmış. Sürekli işe gider gelir, felaket bir trafikle boğuşup kendini zar zor eve atıp ertesi gün yine aynı hengameye düşmek için yatar uyurmuş. Yıllar böylece geçmiş gitmiş…
Bu kadar büyük fedakarlıklarla mücadele edip o şehirde hayatta kalmayı başaran biri olarak zamanı gelince ödüllendirilmiş ve Yaradan ona yeşillikler içinde harika bir ev bahşetmiş. Bu ödülü kazanan fedakar insan, günlerini artık bu güzel havuz manzaralı evde geçirmeye başlamış. Ev şehirdekinden o kadar farklıymış ki; tek duyabildiği kuş sesleriymiş.

Gel zaman git zaman bu yeşillikler içindeki evinin önünde, ilk başlarda çok sevdiği küçük bir ağaç iyiden iyiye büyümeye başlamış. O çok sevdiği yeşil birden ona kurşuni renkte görünmeye başlamış sanki. “Güneşimi kesiyor.” diye kendini savunsa da, aslında yakındığı o pek kıymetli havuz manzarasının kapanmasıymış. “Kuş sesleri her yerde var zaten ama bu havuz manzarası nerde var a komşular?” diyerek ağacın kesilmesi için etraftaki diğer ödül sahiplerini ikna etmeye çalışırmış. Aynı günlerde bir de etraftaki hayvanlara canı sıkılmaya başlamış. Komşunun pek sevimli altın renkli köpeği bile ona batar olmuş. Sürekli dış dünyadan şikayetçi olduğu bir hal takınmaya başlamış. Tahammülünü tamamen yitirmiş, hoşgörü deseniz hiç kalmamış. Tek bildiği o havuz manzarası olmuş.

Ne yapmış etmiş, bir sabah dallarında kuşların şarkılarını söylediği, pek çok hayvanın mesken tuttuğu bu ağacı kesivermiş. O güzelim havuz tüm gösterişiyle karşısındaymış artık. Büyük bir zafer edasıyla alıp çayını oturmuş balkonuna ve izlemeye başlamış. Fakat, o da ne? Havuz eskisi kadar mavi değilmiş sanki. Hayret, kuşlar da pek ortalıkta yoklamış. Bu yeni aldığı çayın tadı da biraz tuhaf mıymış ne? Anlayamadığı şeyler oluyormuş.

Kafasını dağıtmak için telefonuna bakmak istemiş. Ne de olsa şehirden yanında getirdiği tek arkadaşı o telefonmuş ve yine başbaşa kalmışlar. Tüketmeye alışmış parmakları sosyal medya paylaşımlarını hızla kaydırırken gözüne “ağaç” kelimesi takılmış. Algıda seçicilik gibi kavramsal kelimeleri kullanmaya pek meraklı olduğu halde bu paylaşımı okumaktan alamamış kendisini; “Kuş sesleri duymak istiyorsanız kafes almayın, ağaç dikin.” yazıyormuş bu paylaşımda. İstemsizce etrafına bakınmış, çünkü onu gözetleyen biri bunu yazmış gibi bir hisse kapılmış. Takip bile etmediği halde bir sosyal medya paylaşımı nasıl da taşı gediğine koymuş.

İşte o an hiçbir şeyin o ilk zamanlardaki gibi kendisine keyif vermediğini fark etmiş. Nedenmiş bu? Şehirdeyken sahip olduğu o boğucu, karamsar düşünceleri yanında getirmiş de ondan. Aynı hoşnutsuzluğun burada da kendisini esir almasına izin vermiş. Yaradan’ın ona bahşettiği hediye için şükreder olmaktansa şikayet edip beğenmez olmayı tercih etmiş. “Aman Allah’ım!” demiş. “Ben resmen bir ağaca savaş açmışım.”

Tahammül kelimesinin tam da karşılığı olan dayanma durumundan çok çok uzakta bulmuş kendisini. “Sahi ne zaman bu kadar sabırsız, tahammülsüz oldum”. demiş kendi kendisine. Evet, eskiden her şeye katlanırmış fakat bugün komşunun bahçede dolaşan köpeğine katlanması değil tüm sevecenliği ile tahammül etmesi gerekiyormuş; hatta sevgiyi onunla paylaşması… Kimbilir belki biraz başını okşasa iyi bile gelebilirmiş ama bugüne kadar bu aklına bile gelmemiş.

Bunca zamandır kaybettiği vakti düşünüp ciddi bir pişmanlık hissetmiş. Ne yapabilirmiş ki artık, ağaç da gitmiş…

Hemen anahtarı aldığı gibi seranın yolunu tutmuş ve ekimi mümkün olan en güzel ve büyük fidanı alıp gelmiş. Pek şikayetçi olduğu komşularından yardım istemiş. Elbirliği ile eskisinin yerine daha da gösterişli olacak bir ağaç dikmişler bile… Belki biraz kafasını uzatıp havuzu görmesi gerekecekmiş ama nasılsa havuz hep oradaymış, dert değilmiş. Aslına bakarsanız çocuk gürültüsünü de pek sevmezmiş. Böyle düşündüğü için bir an kızmış kendisine ama sonra gülümsemiş. Çünkü yeni ağacın dalına ilk kuş gelmiş…

Continue Reading