KARINCA “KADAR”INCA

Toplumsal veya toplu yaşam, varlığı koruma ve güçlendirme noktasından bakıldığında, belki de tüm canlı türleri için etkin ve temel olan bir yasadır. Bu durum, düzenli ve organize bir şekilde yaşamayı ve hayatta kalmayı sağladığı kadar belki de en önemli ihtiyaçlardan biri olan sosyalleşmeyi de getirir.

Sosyalleşme arzusu özünde bireyselliği destekler. Çünkü kişisel davranışlarımız toplum içindeki yerimizi hazırlar. Bu aşamada insanın yapacağı seçim çok önemlidir. Çünkü bu duruşta iken bir yol ayrımına gelindiğinde yollardan biri birey olmaya diğeri ise firavunluğa yani günümüz kullanımıyla egoya çıkar.

Karıncaların bence bizden üstün oldukları yegane farklılıkları da bu noktada ortaya çıkıyor; nefslerinin (benliklerinin) olmaması… Yakından incelendiğinde karıncaların da geniş tek bir topluluk olmadıkları görülmüş. Biçim ve davranışlar açısından her birinin arasında büyük farklılıklar tespit edilmiş. Peki tüm bu bireysel özelliğe rağmen toplumsal düzeni nasıl sağlıyorlar diye sormadan edemedim. Tabi ki insan zihni ile bir karıncanınkini kıyaslamak durumunda değilim. Burada dikkat çekmek istediğim konu; bireysel düşünceyi bencillikten ve ben’ci olmaktan yani egodan arındırabilmek.

Benim düşünceme göre; ortaya çıkan büyük başarıların temelinde küçük dayanışmalar var. Bu düşüncemi karıncaların hayatında araştırmalar yapan Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden David Hu’nun şu sözleri de destekliyor:
“Büyük ölçekte meydana gelenler, küçük ölçekte yaşanan birçok etkileşimin bir sonucudur.”

Yani ortak eylem, bütünün yaşamı açısından gereklidir. Fakat ortak eylemin de kökü bireye dayanır. Örneğin; doğayı korumak hepimizin toplumsal ihtiyacı ama bu harekete dahil olabilmek için bireysel olarak üzerimize düşeni yapmalıyız; geri dönüşüm, atık ayrıştırma, ağaç dikme…. Tıpkı karıncaların örgütlenme ilkesi gibi. Her bir karınca kendilerine verilmiş görevi bütünün faydası, bütünün yaşamı için en üst seviyede yerine getirmek durumunda. Bizler gelişmişlik seviyesi en yüksek olan varlıklarız.
Aklımız, sürekli üreten bedenimiz ile koordineli bir şekilde çalışıyor. İnsanlar olarak maymunlardan %1 genetik farklılık göstermemize rağmen uzaya gidebiliyor, yer altından maden çıkarıp işleyebiliyor, bilimi ve teknolojiyi sürekli geliştirebiliyoruz.  Fakat neden minik bir karınca kolonisi kadar koordineli yaşayıp dünyayı bugün içinde bulunduğu sorunlardan kurtaramıyoruz. Küresel ısınmaya neden birlikte dur diyemiyoruz? Neden her yerde çöp yığınları var? Neden bir ülke zenginlikte boğulurken yanındaki ülkede çocuklar açlıktan ölüyor? Mültecilik gibi bir durum neden insan ticaretine dönüşmüş durumda ve buna neden global bir çözüm bulunamıyor?

Benden sonra tufan…
Çünkü çoğumuz “Bana ne, ben mi çözeceğim? Ben mi kurtaracağım dünyayı?” diyor. Bencilce olan her düşünce bizi hayatta kalmaktan bile alıkoyacak seviyeye ulaşabiliyor. Bugün çocuklarımızın iyi giyinmeleri, iyi bir evde oturmaları, iyi bir tatil yapmaları gibi tüketim odaklı şeylere ciddi kafa yorarken “çocuklarım, torunlarım güzel bir dünyada yaşamalılar” demiyoruz. Bu aslında hiç fark etmediğimiz bencilliğimizin kendini çok net bir şekilde ortaya koyduğu andır; benden sonra tufan… Karıncalar, sel gelip yuvaları dağıldığında birbirlerine kenetlenerek kendi bedenlerinden bir sandal oluşturup su yüzeyinde hayatta kalabiliyorlar. Birbirlerine tutunarak, birbirlerini kurtararak aslında medeniyetlerini kurtarıyorlar. Bu bizim için de bu kadar zor olmalılı. Egomuzu bir kenara bırakıp, benim üzerime vazife değil demeden, iyi bir görev dağılımı ile önce kendi dünyamızdan başlayarak çok büyük bir farklılık yaratabiliriz.

Karınca kadar organize olabilsek yeter…

Karıncaların Cankurtaran Sandalı için:

Continue Reading