BİR HEDEF BELİRLEMENİN DENETİM LİSTESİ

Önce hayaller vardı…

Hayaller, hedefler, yazgı… Önce hayaller vardır; dünyayı daha konforlu bir yer yapmaya yarayan, kazanmayı sağlayan, çağ atlatan, tarihi değiştiren, sahibine Nobel ödülü kazandıran, binlerce hayat kurtaran…  Ama hiçbir hayal tek başına yukarıdaki satırlarda elde edilen sonuçları yaratmaz. O hayalin gerçekleşmesi sonraya yani hedeflere bakar. Böylece yazgımızı kendimiz belirleriz ve hatta hayallerimizin büyüklüğü derecesinde başkalarının kaderlerini de değiştiririz. Tabii eğer yeterince sabırlı ve kararlı olursak. Bir hedefe koşarken

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” diyen ve tüm ulusun kaderini değiştiren Atatürk’ü hatırlayın isterim.

Hedef belirlemek belirleyicidir.

Hayal kurmak konforlu bir deneyimdir, rahat hissettirir, hedeflerse harekete geçmenizi bekler ve dağınıklığı sevmez. Hedef belirlemek belirleyicidir. İnsanı kader sandığı sarmalından çıkarır. Eğer hep aynı yerde döndüğünüzü hissediyorsanız bu muhtemelen kader değil hedeflerinizi denetleme becerisinin eksikliğidir. Yaşamın Direksiyonunda Atölyesi’nde yaptığım çalışmalar hedefleri denetleme becerisini ve alışkanlığını kazanmak adına sık sık tekrarladığım bir konu. Bu alışkanlığı bir kez kazanmanın danışanlarımın yaşam konforunu nasıl yükselttiğine şahit oldukça benim de listeme olan inancım artıyor. Hedefleri denetleme becerisi vesilesiyle başarma hissi de danışanlarıma özgüven olarak geri dönüyor.

Hedefim var şimdi ne yapmalıyım?

Uzun yıllardan beri şirketlerin tepe noktalarındaki yöneticilerle çalışıyorum. Yönetim kurulu başkanlık ofisini yönetmek için başvurduğum en büyük yardımcım da kendi kendimi denetlememi sağlayan listem. Her zaman elimin altındadır. Aralıklarla bu listeyi gözden geçiririm. Size de sadece iş hayatınız için değil başından beri söylediğim gibi her türlü hayaliniz ve başarı için bir denetim listesi hazırlamanızı salık veririm. Hedef belirleme denetim listem tatminkâr bir yaşamın olmazsa olmazı benim için; hatta birçok hedefe ulaşmamda işime en çok yarayan unsurların başında geliyor.

İşte benim hedef belirleme denetim listem…

Bir liste yapabilmek için öncelikle bir amacın olması gerek. İlk iş olarak yaşamının her alanında kendine özgü hedefler belirleyerek işe koyulmalısın. Soru şu olmalı:

İş hayatımda ve kişisel yaşantımda hedeflerim ne?

İş tabii ki soru sormak ve hedefleri belirlemekle bitmiyor. Hedeflerin ne kadar önemli bunu anlayabilmen için kendinle baş başa kalmalı ve sessizliği dinlemelisin.

Hedeflerini sessizlikten ilham alarak yaz.

Hedef belirlemenin en önemli ayrıntılarından biri de onların sana ait olması, amacın sen istediğin için orada olmalı. Ama ara sıra sana inanan kişilerin önerilerine de açık ol.

Kendi yazgını kendin yaratmak için sorumluluk al.

Ancak vazgeçmeyenler kazanır. Engelleri cesaretle karşıla. Sorunu tanımla, seçeneklerini belirle ve bir çözüm yarat.

Engellere rağmen vazgeçme, devam et.

Bekleyerek hiçbir şeye ulaşamazsın, şartların oluşmasını beklemek yerine sen şartları uygun hale getirmek için çabala. Evren hareketi sever, hedefler de!

Kendi kaderini kendin yazabilmek için harekete geç.

Büyük hedefler küçük ayrıntıların toplamıdır. Kolay gerçekleşebilir hedefleri belirle ve önce onları gerçekleştir. Asıl hedefine ne kadar yakın olduğuna sen bile inanamayacaksın.

Hedeflerinin yolunda adım adım ilerle.

Bazı hedefler diğerlerinden açıkça daha önemlidir. Hepsini birden elde etmek yerine öncelik sırası yap.

Hedeflerinin öncelik değerini belirle.

Hedeflerini sık sık gözden geçir. Gelişmeni kontrol et. Kendine sor:

Hedeflerim hala geçerli mi? Hedeflerim ne kadar gerçekçi? Daha yükseği mi hedeflemeliyim? Elimden gelenin en iyisini yapıyor muyum?

Karar vermeye alış. Bir hedef yönü seç ve o yönü izle. Ve bunu hemen “Şimdiyapmaya başla!

Erteleme kararını ver ve şimdi başla.

Engeller kadar fırsatlara karşı da duyarlı ol, yolculuk boyunca fırsatlarla karşılaşacaksın. Hedefin için yola çıktığında tüm dünya senin için çalışmaya başlar. Sadece fark et.

Hedefin için karşına çıkan fırsatları gör.

Continue Reading

Huşu İçinde Süzülür Gibi Yaşamak

En iyi ve kötü anda bile…
Bazen, içimizde tanımlayamadığımız bir şeyin varlığını hissederiz. Bazen dedim çünkü o her zaman görünmez. Ortaya çıkmak için olmadık anları bekler. Mesela mutlu bir anda çıkar gelir, bir işe başlayacakken, yapılacaklar listemize bakarken, yeni bir ortama girerken ya da ilişkimiz aslında pek de fena değilken…
Hâl hatır sorar gibidir ama anlarsınız, bir şey ima ediyor!
O şey, biraz mutsuzluğa benzer biraz da karamsarlığa, hatta biraz da umutsuzluğa… Soru sordurur, “Değerli miyim? Yeterli miyim? Umursanıyor muyum? Yapabilir miyim? Kabul edilir miyim?” Tuhaf bir kara duman gibi geçer içimizden bu şey… Geçerken de is bırakır.

Bu is, geçmiş deneyimlerimiz, kim olduğunu bile hatırlayamadığımız kişilerden duyduklarımız, bazen en yakınlarımızdan duyduklarımız, öğrendiklerimiz, bir şekilde edindiklerimizdir. Biz ona korku deriz, kaygı deriz, blokaj, problem, travma deriz… Bir sürü isim verir, farklı farklı tarif ederiz. Sonra bizim gibi başkalarının da olduğunu görürüz. Sayımız çoğaldıkça, kara duman da ardında bıraktığı is de normal gelmeye başlar.

Doğal Olan ama Normal Olmayan Şeyler Var!

Size bir sır vereyim mi? Bizi, bir sonraki adıma keyifle ilerletmeyen hiçbir şey normal değildir. Doğaldır, organiktir ama normal değildir.
Peki bu duman, yok edilebilir mi? Bilmem ama yönetebildiğini biliyorum.
Bununla ilgili ilk keşfim: Her birimiz keskin sezgilere, yaratıcılığa ve evrensel akışla temas kurma yetisine sahibiz.
Sadece daha önce çalıştırmadığımız kaslar, alıp da kullanmadığımız pratik aletler gibi orada öylece kendi günlerinin gelmesini bekliyorlar.


En Sevdiğim Gün, Bugün
Sizi, benliğinizin en ufak parçasına kadar uzanan bu derin yolculuğa davet ediyorum…

Continue Reading

Bir kitap okudum hayatım değişti: Ortak bilinçaltına yolculuk

İki yılı aşkın süredir her sabah Instagram’da bir mesaj yayınlıyorum. Bunu neden yaptığımın hikâyesi epeyce uzun, yeni kitabımda bunu yazmayı düşünüyorum. Ancak, şimdilik bu mesajları yazmaya başlarken beni neyin motive ettiğinden söz etmek istiyorum. Bu uzun hikâyenin özeti şudur: İlham vermek istedim.

İlk postu yayınladığım günden bugüne kadar geçen sürede bana heyecan veren bu motivasyonumu hiç kaybetmedim. Bir sonraki hafta, hatta ay ne yazacağımı oturup düşünüyor, sürekli düşüncelerimi tartıyor, çevremi izliyor, kendimi değerlendiriyorum. Okuyor, araştırıyor, izliyor, aklına ve fikrine güvendiğim dostlarımdan fikir alıyor, onlarla tartışıyorum. Bir postu yazmadan önceki süreç lezzetli bir yemek yapmaya benziyor. Malzemelerini tek tek seçiyor, hazırlıyor, lezzetleri birbirine harmanlıyor, yavaş yavaş pişiriyor, yemeğimi nasıl sunacağımı düşünüyor, soframı titizlikle hazırlıyorum.

Ben etrafımda olanlardan, okuduklarımdan, izlediklerimden, dostlarımdan, çevremden ve hayatın kendisinden ilham almayı seviyorum. Merak etmenin, küçük detaylardan ilham alabilme şevkinin insanı diri, genç, dinamik, huzurlu kıldığına inanıyorum. Hayatın güzelliklerine odaklandığınızda lüzumsuz işlere daha az zaman ayırıyor, daha üretken oluyorsunuz. Merakınızın ve size ilham veren fikirlerin peşine düştüğünüzde, yaratıcı fikirleri sürekli doğuran bir döngüyü harekete geçirmiş oluyorsunuz.

Buna kendimden bir örnek vermek istiyorum. Geçen yıl sevgili gazeteci arkadaşım @semrapelek bana bir kitap armağan etti: ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’. Kitabın yazarı Clarissa Pincola Estes, Vahşi Kadın Arketipine dair mit ve öykülerden yola çıkarak, kadınların doğadan ve duygulardan kopuşunun ardındaki arketiplere dikkat çekiyordu. Estes, kitapta kendi doğasından ve duygularından kopan kadınlara daha yalın ve doğal çözümleri gösteriyor. Kitabı hayranlıkla bazı bölümlerini tekrar tekrar altını çizerek okuyup bitirdim.

Arketipler hakkında daha fazla bilgi sahibi olma merakı, bu kitapla birlikte beni içine çekti ve sevdiğim birkaç cümlesi dışında çok da derinlemesine tanımadığım Carl Gustav Jung’un çalışmalarının kapısını bana araladı. Bu kapıdan girdiğimde Jung’un arketip modellemeleri o kadar ilgimi çekti ki üzerlerinde çalıştıkça aslında günlük hayatın, içerisinde sezgilerimizde tanımlayıp gölgelerimiz diye adlandırdığımız yönlerimizin Jung tarafından yıllar öncesinde modellenip psikoloji ve psikanalizde kullanılmakta olduğunu fark ettim.

Arketipler üzerine okumak benim için öylesine keyifliydi ki böylece Jung’un en çok irdelendiği ve felsefesinin ana teması olduğunu bildiğim tarot eğitimi almaya başladım. Arketipler kısaca Jung’un “ortak bilinçaltı” dediği şeyde saklı olan evrensel davranış kalıplarıdır. Tarot, yüzyıllardan beri insanların merak ettiği sorulara kartların üzerindeki resimlerle yanıt veriyor diye bilinir. Oysa bu kartlar, arketipsel bir anlatımla yüzyıllar öncesinde bilinçaltına saçılan ortak tohumların yansımasıdır.

Bu bilgiler ışığında tarot benim için kart oyunu değil, bir sanat terapisi dersi niteliğindeki keyifli bir yolculuk halini aldı. Sonunda arketipler üzerindeki merakım giderek yoğunlaşarak beni Jungain Coaching School’un kapısına kadar getirdi. Avi Goren Bar ve tecrübeli ekibiyle birlikte geçen hafta Jung Koçu olmak üzere altı aylık, benim için keyifli yolculuğum başladı.

Meraklı ve “ilham almaya” açık karakterim, beni bu çalışmaya getirdi. Eğitimimi tamamladığımda kendi koçluk kariyerimde başarı ve keyifle kullanacağım muhteşem bir yönetimin parçası olacağım. Dr. Avi Goren Bar bu metodolojiye kalbini koymuş. Eğer bir işin içerisine sevgi ve tutku girdiyse daima sonuçları mükemmel oluyor, bu eğitimin sonuçlarının da benim için mükemmel olacağını şimdiden biliyorum. Dr. Avi Goren Bar’a bu sebeple teşekkür ve minnetimi sunuyorum.

Kendi hikâyem, belki size neden “ilham vermek” misyonu edindiğim hakkında biraz fikir vermiştir. Her sabah mesajlarıma yanıt verip yazılarıma yorumlarını bırakan herkese teşekkür ederim.

Continue Reading

Çalışma hayatında büyük değişimler bizi bekliyor

Haziran, hayatı ‘yeni normal’de yaşamaya başladığımız, büyük değişimleri yaşayacağımız bir ay oluyor. 

Pandemi nedeniye bir süredir evlerimizde kapalı kalmıştık. Kısıtlamaların kaldırılmasıyla birlikte tereddütle de olsa ofislerimize dönüyoruz. Fakat, artık çoğumuz yeni çalışma düzenimizin eskisine benzemeyeceğini biliyoruz. 

Her ne kadar 21. yüzyıl bizlere ‘hiper- bağlantılı’ bir yaşam getirse de pandemi öncesinde gerçekten ‘bağlantıda’ olduğumuz söylenemezdi. Analog dönemden kalma eski alışıldık çalışma düzenini sürdürüyorduk. Pandemi süreciyse şirketleri ve bizleri yeni çalışma yöntemlerini hızla benimsemeye ve adapte olmaya zorladı. Hepimiz bir gecede evden çalışma yöntemine geçtik; daha önce hayatında Zoom veya Hangouts gibi webinar olanaklarını kullanmayanlar, bu uygulamaların hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını görmüş oldu. 

Bu süreçte ben, demek ki yılların alışkanlıkları, sanıldığının aksine, böyle hızlıca değişebiliyormuş diye düşündüm. Bundan sonra da değişimleri hızlı yaşayacağız. Pek çok fütürist de bu kanaatte. Geçenlerde Amerikan CNBC kanalında yapılan bir haber bu nedenle çok ilgimi çekti. Haberde uzmanlar pandeminin çalışma şeklimizi geri dönülmez bir şekilde değiştireceğini söylüyordu. Sizin için maddeler halinde bunları özetlemek istiyorum.

1. Ofiste çalışmak bir statü sembol haline gelebilir

Şimdiden bazı şirketler pandemiden sonra da evden çalışma kararı aldı. Bazı şirketler şehir merkezlerindeki plazalarda, yüksek kira verdikleri ofislerden çıkıp sembolik bir anlamı olacak daha küçük ofislere geçmeyi düşünüyor. Uzmanlar, bundan sonra yönetim merkezini şehirde ve pahalı plazalarda tutacak şirketlerin çalışanlar için bir statü sembolü olacağını savunuyor.

2. Toplantıların çoğu çevrimiçi olacak 

Boston Consulting Group’un Londra ofisinin genel müdürü ve ortağı Nadjia Yousif, “Sanırım hepimiz daha fazla çevrimiçi çalışmak için yeni kaslar geliştiriyoruz” demiş. Ofislerin küçülmesiyle bundan sonraki süreçte fiziksel toplantılar daha az yapılacak, toplantıların çoğu çevrimiçi videokonferansla  düzenlenecek. Kesinlikle katılıyorum ve herkesin bu kaslarını hızlıca geliştirmesini öneriyorum. 

3. İş seyahatleri azalacak 

İkinci maddeden sonra bu üçüncü maddenin gelmesi sürpriz olmasa gerek. Toplantılar videokonferansla yapılabiliyorsa bunca seyahat masrafına ne gerek var? Fütüristler, değişen tüketici tercihleri ve sosyal mesafeye konusunda edinilecek alışkanlık sebebiyle yakın bir gelecekte konferans, kongre gibi büyük etkinliklerin de sınırlandırılacağını düşünüyor.

4. Ofislere dönenler için tıbbi tarama zorunluluk haline gelebilir

Sağlık ve hukuk uzmanları, vücut ısısı ölçümü ve antikor testleri gibi tıbbi tarama uygulamalarının gelecek aylarda işe geri dönenler için bir zorunluluk olacağını tahmin ediyorlar. İşgücü ve istihdam avukatı David Barron, bundan sonra işverenlerin, çalışanlardan bir çeşit “bağışıklık sertifikası” isteyebileceğini bile söylüyor.

5. İş arkadaşlarıyla ilişkiler gelişebilir

Pek çok kişi pandemi sürecinde evden çalışırken ofiste olmayı özledi. Çünkü ofisler bizim için sadece çalışma değil, aynı zamanda sosyalleşme alanları. İnsan da sosyal bir varlık olduğu için ofislerimizdeki o çeşitlilikten mahrum kalınca iş arkadaşlarının değerini anlamaya başladık. Uzmanlar da eskiden sadece selam verip geçtiğimiz, gün içinde sadece e-posta içinde iletişim kurduğumuz diğer çalışanlarla bundan sonra daha fazla yakınlaşacağımızı düşünüyor. Elbette fiziksel olarak değil, sosyal olarak yakınlaşacağız.  

6. Klasik 9-6 mesaisi geçmişte kalacak 

Kariyer koçu Julie Kratz, “Sanırım işverenler için bundan sonra  çalışana güven bir norm olacak. Birçok çalışan artık işlerini evden başarılı bir şekilde yürütüyor, bu güven tahsis edilecek ve çalışma saatleri esneyecek” diyor. Yani işinizi istendiği gibi ve zamanda bitiriyorsanız, bu işi illa sabah 09.00 ile akşam 18.00 arasında tamamlayıp tamamlamadığınıza bakılmayacak. Elbette, burada en önemli risk esnek çalışma saatlerine geçmenin mesai saatini uzatması olur.

Continue Reading

Çocuk yetiştirme ve kriz zamanları

Hepimiz korona virüsünün tüm dünyada hızla yayılmasından şaşkına dönmüş durumdayız. Bir taraftan korkuyor, bir taraftan önlemlerimizi almaya çalışıyoruz. Korona virüsü gibi korku, endişe ve panik de hızla yayılıyor, özellikle de ebeveynler arasında… Korkunun nasıl yayıldığını aile WhatsApp gruplarından gelen mesajlarda görüyorum.

Bu mesajları okurken, çocuklarımızı yetiştirirken aldığımız kararların ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha fark ederek sevindim. Bu kararların faydasını bu salgın günlerinde ve salgının neden olduğu kriz zamanlarında görüyoruz. Peki, ne miydi bunlar? Sıralayayım.

  1. Öncelikle aile geleneklerimizi düzenli olarak uyguladık. Kalabalık aile yemeklerinde bir araya geldik, anneannemizi ve dedemizi ziyaret etmeyi ihmal etmedik, kuzenlerle buluştuk. Bu sayede çocuklarımız kendilerini büyük ve köklü bir ailenin bireyleri olarak görmeyi öğrendiler. Bir ailenin ferdi olmak onlara müthiş bir özgüven kazandırdı. 
  2. “Hayır” demeyi bildik. Çocuklarımıza da “hayır” demeyi öğrettik. Sosyalleşme iyidir ama çocuklarımız daha küçükken çılgınca düzenlenen hafta sonu aktiviteleri arasında savrulduğumuzu çok şükür ki kısa sürede fark ettik. Bu etkinlikler bizi birbirimizden ayırıyordu. Böylece arkadaşlarda yatılı kalmaya, hafta sonu aşırı sosyalleşmeye sınır getirdik. Aile olarak bir arada olduğumuz, sohbet ettiğimiz, yaşam hakkındaki görüşlerimizi aktarabileceğimiz zamanlar yarattık. En çok da bu sohbetlerimizi akşam yemeklerinde yaptık. Yani “çocuklar erken yatar” bir kural değil, bırakın sizle akşam yemeklerini birlikte yesinler. 
  3. Televizyon açmadık. Eşimle benim iş hayatımız çok yoğun olmasına rağmen işten eve döndüğümüzde çocuklarımızla oyun oynadık. İki çocuk olduğu için akşamları bu vakitleri dönüşümlü planladık. Bu sayede onlarla hayata dair görüşlerimizi paylaştık, değerlerimizi anlattık. Çocuklarımızı da televizyondaki ve sosyal medyadaki boş eğlencelerden, tüketim alışkanlığı kazandıran reklamlardan, duyarsız haberlerden uzak tutabildik. Daha çok okumalarını ve yaratıcı oyunlar kurmalarını sağladık. Sahip olduklarıyla mutlu ve tatmin olmayı öğrendiler. Sahip olmadıklarına karşı merak ve özlemleri gelişmedi.
  4. Fark etmelerini sağladık. Çocuklarımız tepkisiz bireyler değil,  çevrede, etraflarında olup bitenlere duyarlı insanlar oldu. Evde annenin başı ağrıyorsa avaz avaz müzik dinlemenin doğru olmadığını, sessiz olmaları gerektiğini; sabah kahvaltısından kalan ekmek kırıntılarını atmayıp camımızın önündeki kuşlarla paylaşmayı; okulda düşen arkadaşına elini uzatıp yerden kaldırmayı; asansörde kafamızı önümüze eğip karşımızdakini görmezden gelmek yerine günaydın demeyi öğrettik. Şimdilerde asgari ücretin ne kadar olduğunu biliyorlar, ihtiyaçlarını temin ederken tüketim denilen canavarın midesine düşmeden  önce çok şükür mal-ücret dengesine göre hesap yapabiliyorlar.
  5. Eşimle ben uzun saatler kapalı mekânlarda mesai harcadığımız için iş dışında kapalı mekânlara ihtiyaç duymadıkça girmeyiz. Çocuklarımızla olabildiğince doğada vakit geçirdik. Onlarla piknik yaptık, kamp kurduk, mısır topladık, Denizin üstünde ve altında vakit geçirip çektiğimiz videoları onlarla izledik, bu sürelerde çevre kirliliğinin ve atıkların habitatımıza nasıl zarar verebildiğini küçük yaşta öğrenmelerini sağladık. 
  6. Üşenmedik yemek pişirdik. Hazır yemek firmalarından eve sipariş almadık, AVM’lerin içerisinde nereden geldiği ve nasıl hazırlandığı belli olmayan gıdalarla çocuklarımızı hiç tanıştırmadık. Dolayısıyla bu yaşlarına geldiklerinden tercihlerini belirleyebilmeyi ve kendi tercihleri dışında kendilerine sunulan tekliflere “hayır” diyebilmeyi öğrendiler.
  7. Birlikte market alışverişleri yaptık. Ürünlerin seçimlerinde dikkat ettiğimiz kuralları onlara öğrettik. Son kullanma tarihi, üretici firma, katkı maddeleri nedir, yerel ürün nedir, mevsimine göre ürün nasıl alınır, hepsini öğrettik. 
  8. Becerileri el verdiğince çocuklarımızı günlük işlerimize dahil ettik. Sebze yıkadılar, masa kurdular, bakkala gittiler. Temizlik yapma ve yemek hazırlama konusunda temel bilgilere sahip oldular. Şimdi sağlıklı bir şekilde yaşamlarını planlayabiliyorlar ve biz de endişelenmek yerine onları uzaktan izleyerek takip edebiliyoruz.
  9. Çocuklarımızla bol bol oyun oynadık, bir aradayken eğlenebileceğimizi ve keyifli vakit geçirebileceğimizi öğrettik.
  10. Birbirimize ve sevdiklerimize hediye seçerken parasını bastırıp almanın en kolay yol olduğunu, el becerilerimizle ve yaratıcılığımızı kullanarak hazırlayacağımız armağanların en kıymetlisi olduğunu öğrendiler. Hediyelerimizi yapamadığımız durumda el emeğiyle üreten kişileri ve girişimleri desteklemeyi de öğrendiler. 

Şimdi korona virüsünün yayılmasını önlemek için çocuklarımız evde. Pek çok anne baba da “eyvah çocuklarımı okula gitmedikleri günlerde nasıl oyalayacağım” endişesi yaşıyor. Ben bu endişeyi yaşamıyorum. Çünkü çocuklarımız kendi kendilerine nasıl zaman geçireceklerini biliyor. Sağlıklarını korumaları gerektiğini ve şu anda içinde bulunduğumuz günlerin dikkat edilmesi gereken günler olduğunun farkındalar. Çocuklarım bana AVM’ye veya oyun salonuna gidebilir miyiz, diye sormuyor gün aşırı. Çünkü alışkın değiller ve olanın bitenin farkındalar. 

Neden bunları yazdım derseniz, çocuk yetiştirmek emek istiyor ve ne ekersek onu biçiyoruz. Onları yetiştirirken kurduğumuz her cümle, attığımız her adım, gittiğimiz her mekân gelecek günlerimize atılan bir taş oluyor. Anne ve babalığa bu bilinçle bakabilmeyi başarabilirsek zor zamanlarımızda aslında birçok yetişkinden çok daha bilinçli ve çok daha destekçi olabildiklerini sizler de fark edeceksiniz.

En kısa zamanda Türkiye’nin ve dünyanın şifa bulmasını diliyorum…

Continue Reading