‘YENİ NORMAL’ SÜREÇTE YÖNETİCİ ASİSTANLIĞI

Kültür Üniversitesi Büro Yönetimi Bölümü’nün düzenlediği e-Seminer’de, bölüm öğrencileri ve genç meslektaş adaylarımla bir araya geldim. Seminerde gençlerle yaptığımız söyleşide, mesleğim adına bir kez daha umutla doldum, gençler meraklı ve değişime bizim nesilden daha açık. Bu seminerde ele aldığım konuları burada sizinle de paylaşmak istiyorum,

e-Senimer sohbetimizin konusu, Zamanı Yakalayan Ofisler kitabımda ele aldığım digital çağda büro yönetimiydi. Küresel Covid-19 salgınının patlak vermesinden çok kısa bir süre öncesinde yayınlanan ilk kitabımda dijitalleşmeyi ve uzaktan ofis yönetimini anlatmıştım.  Kitabımda uzun uzun dijital ofis yönetiminde kullandığımız altyapı sağlayıcılarını, çevrimiçi (online) toplantıları, bu toplantılar öncesi gönderilen e-davetleri, çevrimiçi toplantılarda gözetilmesi gereken güvenlik ve takip süreçlerini anlatıyorum.

Korona virüsünün yayılmasını engellemek amacıyla yaklaşık iki aydır evlere kapanmış durumdayız. Bazılarının, birkaç ay önce ‘uzak bir gelecek’ gibi gördüğü dijital ofislere, çevrimiçi toplantılara dünyada milyonlarca çalışan neredeyse bir gecede geçti. Bazı şirketler ve çalışanlar, dijitalleşme süreçlerini çok önceden başlattığı için bu sürece kolaylıkla uyum sağladı. Henüz dijitalleşme aşamasına geçmemiş şirketlerdeyse karantina sürecinde ‘uzaktan çalışmak’ epey sıkıntı yarattı. 

Bu iki ayın ardından şimdi yavaş yavaş yeniden normale dönmeye hazırlanıyoruz. Pek çokları önümüzdeki bu süreci ‘yeni normal’ olarak adlandırıyor. ‘Yeni normal’de yeni bir çalışma düzeni de bizi bekliyor. Peki, çalışma hayatımızda ‘yeni normal’ ne olacak? Nasıl bir iş dünyasına hazırlanmamız gerekiyor? Bu yazıda bunları ele almak istiyorum. 

Dijitalleşme, son 10, 15 yıldır dünyada hızla ilerleyen bir trend. Şehirlerde trafik yoğunluğunda çok fazla zaman kaybedilmesi, zorlu yaşam koşulları, zamandan tasarruf, sürdürebilirlik gibi nedenlerle uzaktan ofis yönetimine geçme zorunluluğunu uzun süredir hissediyor ve altyapı hazırlıklarımızı buna göre yapıyorduk. Ancak, yaşadığımız coğrafyadaki yerleşik iş kültürü sebebiyle fiziki ortamlarda bir arada bulunmayı seviyoruz ve bunun daha verimli olduğuna inanıyoruz. Uzaktan çalışma sistemine, dijitalleşmeye daha hızlı geçen ve bu konuda öncü olan ülkelerle eş zamanlı olarak geçemememizin ardında bu kültür ve inancın yattığını düşünüyorum. Oysa, korona virüsü salgını, bu yerleşik kültürü de sarstı. Bu sarsıntı sebebiyle, yarın öbür gün ofislerimize döndüğümüzde, dijital ofis yöntemlerini daha sık kullanacağız. 

Peki, bundan sonra göreceğimiz değişimler ne? Okuduğum makalelerden edindiğim bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.

UZAKTAN ÇALIŞMA HIZLA YAYGINLAŞACAK

Dünya özellikle son 10 yıldır hızla dijitalleşiyor. Bu karantina sürecinde iş toplantılarımızı yapmak için kullandığımız Adobe, Google Meet, Google Hangout, Zoom ve benzeri platformlar zaten mevcuttu. Ancak, bunlar Türkiye özelinde ele alırsak eskiden pek de sık kullanılmıyordu. Demin söz ettiğim gibi, Türkiye’de yerleşik iş kültürü bunun en önemli nedeni. Ayrıca, bizim ülkemizde şöyle yanlış bir inanç var: Evden çalışan mutlaka kaytarıyordur. Halbuki zorunlu olarak uzaktan çalıştığımız bu son günler, bunun ne kadar yanlış bir kanı olduğunu ortaya koydu. Kültüründe bu yanlış inançlara yer olmayan şirketler, salgın günlerinde evden çalışmaya da hızla geçtiler, çünkü zaten karantina günlerinden önce de tüm dijital olanakları kullanıyor, gerektiğinde uzaktan çalışıyorlardı. Ben digital film endüstrisinin içerisinde uzun yıllardır tecrübe sahibi bir kurumda çalıştığım için biliyorum ki Amerika’da Netflix şirketi toplantılarını kendi grup çalışanlarıyla bile Zoom üzerinden yapıyor, şirkette toplantı odaları yok. Salgından sonraki süreçte, yani ‘yeni normal’ dediğimiz süreçte, uzaktan çalışma da hızla gelişecek. Buna hazırlıklı olmamız gerekiyor.

YETKİN İNSANLAR ÖNEM KAZANACAK

Bu süreçte, pek çok kurum dijital ofislerde işin sorunsuz yürümesi için sadece altyapıyı sağlamanın yeterli olmadığını da anladı. Sadece en ileri teknolojinin değil, insan emeği ve gücünün de sürecin olmazsa olmaz bir bileşeni olduğu tespit edildi.  Tüm bu süreçleri yönetebilen, takip edebilen, makineleri kodlayabilen, algoritmaları yazan insanlar bundan sonraki dönemde daha fazla  işlerlik kazanacak. Dijitalleşmek hızlanmak ve düşük maliyet demek, fakat dijital teknolojiler doğru kullanıcıların elinde olduğu müddetçe bunlardan verimlilik sağlanabiliyor. Aksi halde kağnıdan inip at arabasına binmiş oluruz. Maalesef birçok teknoloji satınalmaları da yetkin ellere verilmediği için geçen dönemlerde çöp olup gitti. Bu karantina sürecinin biz çalışanlar için en önemli kazanımı bence bu olmalı: Zihniyetizi değiştirmemiz, eski alışkanlıklarımızı ve kopyacılığı bırakmamız, konfor alanlarımızdan çıkmamız gerekiyor. Daha verimli ve daha efektif olmak için bir adım daha atmalıyız. Bu süreç bize küçük bir uygulama alanı açtı, buradan edindiğimiz deneyimleri kesinlikle devam ettirmeli, teknoloji ve dijitalleşme konularında kendimizi geliştirmeye ve bu alandaki eğitimlere ağırlık vermeliyiz.

SİBER GÜVENLİK İÇİN BİREYSEL SORUMLULUK GEREK

Pozisyonum gereği bu süreçte dijital ofislerin ‘güvenliği’ üzerinde de çok duruyorum. Burada Robert De Niro’nun bir filminden alıntı yapmak istiyorum: “Bir insanın yaptığını, ancak bir diğer insan bozabilir.” Dijital uygulamalar, kötü niyetli kullanımlara açıktırlar. Peki, özellikle üst yönetim ofislerinin yönetimini üstlenen biz asistanlar, güvenliği ve gizliliği nasıl sağlayacağız? Holding şirketlerinin siber duvarları, dışardan gelecek birçok saldırıya karşı önlemlerini alıyor ve almaya da devam edecekler. Ancak, dünyada güvenlik önlemlerinin şirket içinde de alınması gerektiği, pek çok kötü niyetli girişimlerle açığa çıktı. İşte, yine burada kaliteli ve güvenilir personel seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamamız gerekiyor. Dünyada yayınlanan makaleleri takip edenleriniz, yaşamımızın her alanının teknoloji sağlayıcılar tarafından takip edildiğini fark etmiştir. Hangi siteye girdiğimiz, kimlerle haberleştiğimiz, hangi e-ticaret sitesinden alışveriş yaptığımız izlenebiliyor. Bizim de bunu bilerek, bireysel sorumluluğumuzu üstlenmemiz gerekiyor. Instagram, Facebook, Youtube gibi sosyelleştiğimiz platformlarda dolaşırken de kendi siber güvenlik duvarlarımızı oluşturmalıyız.

KADINLARIN KENDİ GÜCÜNE İNANMASI GEREKİYOR

Evden çalıştığımız bu süreçte kadın çalışanların sorunları da daha çok gün yüzüne çıktı. Kadınlar, karantina sürecinde evdeki sorumlulukları ve profesyonel işleri arasında sıkışıp kaldı. Uzun yıllardır erkek egemen iş dünyasında kazandığımız hakları ve geldiğimiz noktaları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bunu bertaraf etmek için  kadınlar olarak gücümüze daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Ev işleri ve ofis işleri arasında sıkışıp kalmak yerine, hayattaki amaçlarımızı ve odağımızı yeniden düşünmeliyiz. Günümüzde Avrupa ülkelerinde bile çalışma hayatında kadın-erkek eşitsizliği yaşanıyor, kadınlar hâlâ dezavantajlı bir konumda. Örneğin Finlandiya’da aynı pozisyonda bir erkek çalışan, daima bir kadına göre %50 daha fazla kazanıyor. Avrupa’da günümüzde bile bir kadın yönetici, CEO olmak için oldukça zorlu bir mücadele veriyor. Türkiye’de ise dört büyük bankanın ve birçok Holding şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanı koltuklarında kadın yöneticiler var. Ben %34’ü kadın çalışanlardan oluşan bir grupta çalışmanın ayrıcalığını daima hissediyorum. Covid-19 salgınının ardından da bu güçlü ve ayrıcalıklı duruşlarımıza sahip çıkmalıyız.  

İLE KABUL EDİLME YERİNE, İŞİ KABUL ETME KONUŞULACAK

Yakın geleceğimizde insanların işe kabul edilme süreçlerinin değil, işi kabul etme süreçlerinin konuşulacağını düşünüyorum. Şartlarımızı gözden geçirmek durumunda kalacağız. Yetkin ve donanımlı olmak, kendi geleceğimizi şimdiden planlamak ve kurgulamak durumundayız. Tecrübelerimizden yararlanmalı ve tecrübelerimize saygı göstermeliyiz. Çıraklık-kalfalık ve ustalık sisteminin çalışma hayatının her alanında olduğunu unutmayın. Çıraklıktan kalfalığa geçiş bir süreçtir ve sabırlı, azimli olmayı gerektirir. Başarılarınızın karşılığını mutlaka alacaksınız. Bir konuda tecrübe kazanabilmek için en az 10 bin saat egzersiz yapmanız gerektiğini hatırlayın. Kütüphaneleriniz olsun, uzmanlaşmak istediğiniz konularda kitap okuyun, kanaat liderleriniz, rol modelleriniz olsun. Bunlar ne demişler, nasıl düşünmüşler, ne gibi zorluklarla, başarısızlıklarla karşılaşmışlar ve ne dersler çıkarmışlar öğrenin. Olabildiğince çok sektör tanıyın, önemli dergileri takip edin, web sitelerini takip edin. Size değer katacak konulara odaklanın. Toplantı yapmak, sorun çözmek, CV oluşturmak, karar vermek gibi konularda kendi aranızda buluşmalar yapın. Okuldan sonra uykuya kadar olan zamanlarınızı nasıl değerlendirdiğiniz, gelecekte gelmek istediğiniz konumun şimdiden belirleyicisi olacaktır. Hayal kurmaya vakit ayırın. Hayal kurmanın da bir sistem gerektirdiğini unutmayın. Düşünmek, tasarlamak, çalışmak, hayal kurmanın sistemidir. Sisteminiz olmadan hayallerinize erişmeniz mümkün olamayacaktır. Kendinizin ve çevrenizde olup bitenlerin, dünyanın farkında olun. 

Ve son olarak, her gün yaptığınız şeylerin arasında en az bir şeyin başkalarının iyiliğine ve sevgiye odaklı olmasına dikkat edin

Continue Reading

İş Hayatında Zehirli ve Sihirli Kelimeler

is-hayatinda-iletisim

Bugün ve bundan sonraki birkaç gün burada sizlere başarılı iletişimin ipuçlarını vermeye çalışacağım, ardından da sesimizi nasıl duyurur, kendimizi nasıl dinletiriz konusuna geçeceğim. İletişim konusu sekreterlikte çok önemli bir yere sahip. Bazı mesleklerin abc’si vardır, mesela cerrahlar bisturi olmadan ameliyata giremezler. İşte bir sekreter de insanlarla doğru iletişim kuramıyorsa meslekte uzun yıllar kalıcı olma şansı yoktur. “İletişim” yaptığımız işin sermayesi. Tam da bu nedenle üzerine derin kitaplar yazılan, eğitimler verilen, çalışmalar yapılan konuyu ben de birkaç satırda geçiştirmek istemiyorum. Bana göre iletişim, insan olma yolunda atılan çok önemli bir adım. Hayatımızın her evresinde, çalışan olarak, eş olarak, evlat olarak, anne-baba, arkadaş olarak çok farklı şapkaların altında tek bir yöntem kullanıyoruz o da “iletişim”.

İletişim deyince tabi yine önce gidip sözlük anlamına bakmak gerek, Wikipedia “İletişim, iletilmek istenen bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılma sürecidir. Organizmaların çeşitli yöntemlerle bilgi alışverişi yapmalarına olanak tanıyan bir süreçtir. İletişim tüm tarafların üzerinden bilgi alışverişi yapılacak ortak bir dili anlamalarına ihtiyaç duyar.” şeklinde açıklıyor.

Ben iletişimi, kişilerin bilinçli veya bilinçsiz olarak aktarmak istedikleri duygu ve düşüncelerin tamamıdır diye özetliyorum ve aşağıdaki alt başlıklarla inceliyorum.

1)      Yönetici Asistanlığında İletişim

2)      İletişimi Neler Yönlendirir?

3)      Başarılı İletişimin Temel Koşulları

4)      Algı

5)      Algı Yanılsamaları

6)      Empati-Duygudaşlık

7)      İletişimde Mesajlar

8)      Beden Dili

9)      Ses Kullanımı

İletişimimizi zihinsel yapımız, düşünce stillerimiz ve yorumlarımız yönlendirir. Başarılı bir iletişimin en temel öğesi “kabul etme”dir. Karşımızdaki kişiyle iletişime saygıyla, gerçekçi ve doğal olarak, anlamaya çalışarak başladıysak, emin olun gitmek istediğimiz yolun  yüzde 50’si bitmiş demektir. Yaşantımızın her alanında, kazananların dilini kullanmamızın bizleri insanlık yolculuğunda bizi çok daha ileriye taşıdığına kalpten inanıyorum. Kelimelerin gücünden yararlanmak işte benim sihirli formülüm. Her gün milyarlarca kelime üretiyor ve onlarla çevremizdekilere dokunuyoruz. Kelimelerin sihirli veya zehirli olanları seçmek bizim elimizde. Ben kişilerle aramdaki iletişim köprüsünün kalpten geçtiğini düşünüyorum. Kalbime iyi gelmeyen, ona dokunmayan kelimeleri mümkün olduğunca kendi sözlüğümden uzak tutmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki kelimelerin gücü var!

Zehirli Kelimeler

  • Bilmiyorum
  • Benim işim değil
  • Ama
  • Zaten
  • Yaptım olmadı
  • Ben başardım
  • O başaramadı

Sihirli Kelimeler

  • Hemen araştırıp geri dönüş yapacağım
  • Bizim işimiz
  • Sizi anlıyorum
  • Bir de diğer bakış açısı ile değerlendireceğim
  • Tekrar araştıracağım
  • Biz başardık
  • Biz başaramadık
Continue Reading

Yönetici Asistanları Nasıl Giyinmeli? | Dress Code

yonetici-asistanlari-nasil-giyinmelidir

Geçtiğimiz günlerde yaşamış olduğum bir olayı sizlere aktarmak istiyorum. Olayın ardından düşündüğümde tam da yeni başlayan meslektaşlarım için ders olacak mesajlar içerdiğini fark ettim.

Yöneticim, ben ve diğer yönetici arkadaşlarım bir akşam yemeği daveti almıştık. Ben her zaman olduğu gibi davetten bir gün önce davet sahibinin ofisini arayarak asistanına gecenin kıyafet kodunu sordum. Eminim birçoğumuz bunu çalışma hayatımız süresince onlarca kez yapmışızdır.

Davetlerde kıyafet kodu vermenin ve davet sahibinin beklentisine göre hazırlanmanın iki türlü önemi olduğunu düşünüyorum. Birincisi davet sahibine vermiş olduğunuz değerin göstergesi. Karşınızdakine “Nazik ev sahipliğiniz için teşekkürler, ben de bu nezaketinize karşılık sizin için özenle hazırlandım.” mesajı vermenin birinci yolu, diğeri ise en az ilki kadar belki de ilkinden daha önemli olan; kendini gireceğin ortamın şartlarına önceden hazırlamak, kendine bir konfor alanı yaratmak, güvende ve değerli hissetmek. İşte tam da bu sebeple kıyafet kodu önceden hazırlanmak için önemli bir bilgi niteliğinde… Yani bir çeşit buz kırıcı.

Bu düşüncelerimin ardından yaşadıklarımı aktarmaya devam etmek istiyorum.

Gecenin kıyafet kodunu sormak için ev sahibinin ofisini aradığımda aldığım yanıt; çok rahat bir davet planlandığı, blue jean ve spor ayakkabı yani spor kıyafet tercih edilmesi, hatta davet sahiplerinin de spor kıyafet giyecekleri yönünde oldu.

Yıllardır kişisel gelişim yolunda kendime verdiğim emeklerin en başında gelen yeteneklerimden biri “sağduyum ”dur. Bana gelen her bilgiyi önce sağduyumun süzgecinden geçirir ardından harekete geçerim. Davetin bir akşam yemeği olması, ilk defa gittiğimiz bir mekân oluşu ve katılımcı profili gibi detayları üst üste koyduğumda bana verilen kıyafet yönlendirmesi doğrusu hiç içime sinmemişti. Ben, eşim ve en önemlisi yöneticime yaptığım geri bildirim de bu yönde oldu.

Davet mekânına ulaştığımızda nazik ev sahiplerimizin kapıda son derece şık ve sıcak karşılamalarının ardından içimden bir kez daha sağduyuma teşekkür edip mekâna doğru ilerledim. Aynı özen ve şıklıkla diğer hazırlıkları fark ettim. Bir diğer fark ettiğim husus ise diğer davetlilerin de benim gibi temkinli olup, spor kıyafet tercih etmemiş olmaları idi.

İşte o an aklıma şu soru takıldı ya ben almış olduğum bilgiye göre hazırlanıp gelseydim? Üstelik eşli katıldığım bir davette ben ve eşim nasıl hissedecektik? Bizim duygularımızın da ötesinde, davet sahibimizin en ince detayına kadar planladığı gecede spor ayakkabılarımız ve kot pantolonumuzla nasıl bir görüntü yaratacaktık?

Bu hikâyeyi sizlere anlatmak istedim çünkü yönetim ofislerinden çıkan her bilginin doğru yönlendirme etkisi olması gerektiğine bir kez daha tanık oldum. Zaman içerisinde sizden gelen bilginin doğruluğu konusunda etrafınızda şüphe bulutları yaratırsanız, asistanlık mesleğinin en önemli şartlarından biri olan “güvenilirlik” şartını ihlal etmiş olursunuz. Bir yönetici asistanı kendisinden istenilen bilgiyi yanıtlarken, asla kendi yorumunu katmamalı konu hakkında yeterli bilgisi yoksa mutlaka yöneticisinden yönlendirme rica etmelidir. Aksi halde telafisi mümkün olamayacak iletişim kazalarına neden olabilirsiniz.

İyi bir yönetici asistanının sahip olması gereken yeteneklerin en değerlilerinden olan güvenilir ve sağduyulu olma özelliklerini yeri gelmişken burada birlikte tekrar hatırlayalım istedim.

Continue Reading

İş Hayatında Mutlu Olmak

Çalışırken her zaman ciddiyetle yapmak zorunda değiliz, zaman zaman keyif almak, eğlenmek ve iş hayatında huzurlu olmak performansımızın artması için oldukça önemli.

Araştırmalar diyor ki, işini yaparken mutlu olan ve eğlenebilen, işinden mizah üreten insanlar daha yaratıcı, daha yaratıcı oluyor ve performansları daha yüksek oluyor. Dolayısıyla gülmekten ve eğlenmekten çekinmeyin.

İnsan olmanın özünde es vermek, temiz hava almak ve kendini balance edebilmek var. Bu nedenle durup moda vermeyi, tebessüm etmeyi ve temiz hava almayı unutmayın.

Bireysel olarak çalıştığınız yönetici biraz seçmek elinizde olmasa da; o kişinin enerjisi de mutlu olmak için şüphesiz en önemli detaylardan biri. Eğer hayatınızda zor bir yönetici varsa, işinize sahip çıkmaya ve işinizin keyifli yönlerine odaklanmaya çalışırsanız, daha yaşanabilir bir çalışma ortamı kendinize yaratabilirsiniz.

Yaşam hüzünler, mutluluklar ve yaşanmışlıklarla üreyen ve çoğalan bir şey. Dolayısıyla iş hayatı da, günümüzün çoğunu geçirdiğimiz bir yaşam alanı. Bu nedenle yaşadığınız hüzünleri ve mutlulukları yansıtmanız gerekiyor ki, kendinize ait bir ortam üretmiş olabilesiniz…

Sevgi, onaylamak, teşekkür etmek, güler yüz göstermek ve eğlenmek bunların hepsi performansı ve yaratıcılığı destekleyerek başarıyı beraberinde getiriyor. Bu değerlere sahip çıkın!

Örneğin asansörde göz teması kurun ve birbirinize günaydın deyin, güler yüz gösterin ve ilk adımları siz atın. Çalışma temponuzun içinde bu ufak detayların sizi nasıl mutlu ettiğini zamanla göreceksiniz. Karşınızdaki kişilerle empati kurarak da, onun zor anlarına ayna olarak belki doğru bir iletişim sağlayabilirsiniz.

Beraber çalıştığınız insanları gözlemleyin, bazen bir kenara çekin ve “neyin var?” diye sormaktan çekinmeyin, böylece birbirinizin ruh haline hakim olarak gününüzü daha verimli geçirebilirsiniz.

Gördüğünüz gibi, iş hayatında mutlu olmanın yolu aslında kendinizi mutlu etmekten ve bakış açınızı eğlenceden yana çevirmekten geçiyor, önce kendiniz sonra diğerleri…

Continue Reading

İletişim Seninle Başlar

İletişim, insanın kendinde başlar. Kendi iletişim kimliğinizi oluşturmak ve geliştirmek acı tatlı tecrübeler biriktireceğiniz uzun, zor ama bir o kadar da keyifli bir yolculuktur.

Peki, bir iletişim kimliği nasıl oluşturulur? Yine burada kendi yolculuğumdan birkaç örnek vermek isterim. Zaman zaman tüm sosyal olgularınızdan sıyrılıp kendinizle baş başa kalmaya çalışın ve mutlaka elinizin altında bir defteriniz olsun. Ben ‘terazi defterim’ diyorum ona, her günümün değerlendirmesini yapmaya çalışıyorum. İnsan olarak toplum için, çalışan olarak ofisim için, anne olarak çocuklarım için, sosyal kimliğimle dostlarım ve arkadaşlarım için o gün neler yaptım? Hangi olaylar beni mutlu etti? Hangileri canımı acıttı? Kısa sürede bende iz bırakmadan nasıl dönüştürebildim? Durumları nasıl yönettim, çıkarımlarım neler oldu? Gününüzü, haftanızı, hatta yılınızı gözden geçirip değerlendirmenizi ve bunu alışkanlık haline getirmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. İnanın, yıllar geçip bu defterleriniz çoğaldıkça ne kadar çok yol aldığınızı fark edecek ve buna çok şaşıracaksınız. Tüm kişisel gelişim uzmanları, psikologların ve pedagogların ağız birliği ettiği “olumlamalar” konusuna kafa yormanızı öneriyorum. Güne başlarken; sevgiye layık olduğunuz, başkalarıyla paylaşacak birçok değerinizin olduğu, sevecen ve şefkatli olduğunuz, yetenekli, zeki, yaratıcı olduğunuz, dünyayı sevdiğiniz ve dünyanın da sizi sevdiği mutlu ve başarılı olmaya hazır olduğunuz gibi olumlamaları yüksek sesle ifade etmek kendinizi iyi hissettirecektir.

Farkına varmak uzun zaman alsa da iletişim dediğimiz uçsuz bucaksız okyanusta geminin dümeninde biz varız, tüm diyaloğu biz yönetiyoruz. Mesleğimizden örnek vermek gerekirse, yöneticinizin öfkeyle sesini yükselttiğini varsayalım, aklındakileri yüksek sesle kızgın şekilde söyleyip, sizi dinlemeye, sizinle diyaloğa girmeye niyeti olmadığını düşünelim. Bu durumda yapmanız gereken en akılcı yöntem; kendinizi müdafaa etmeye çalışmak yerine “sizi anlıyorum” ve “haklısınız” kelimelerinin sihrinden yardım almak. Bu kelimelerin iletişiminize sihirli bir değnekle dokunduğuna tanık olacaksınız, aradaki yüksek ses duvarını yıkıp karşınızdaki kişinin bir an sessiz kalmasına, nefes almasına ve böylece alçak bir tonda akışla devam etmesine ya da daha fazla ilerlemeyerek gündemin diğer maddesine yumuşak geçiş yapmasına yardımcı olacaksınız. Burada anlatmaya çalıştığım yöntemin altını çizmek isterim. Kendinizi ifade etmeyin, savunmayın ya da haksızca sizi yargılamalarına izin verin asla demek istemiyorum. Anlatmaya çalıştığım, tarafların birbirini dinlemeye hazır olmaları için bir ‘S’ gerektiği ve mesleğiniz gereği bu ‘S’i sizin vermenizin daha doğru olacağı. Gün içerisinde kendinizi sakin, nazikçe ve karşı tarafın anlayacağı şekilde kısaca ifade edebileceğiniz fırsatı yaratacağınıza eminim.

İletişimdeki duruşunuz ve hâlleriniz sizin kimliğinizi oluşturur ve bu kimlik soyadınız gibidir.  Doğruluk, nezaket, sakinlik, açık olmak, durumları akıl terazisinde değerlendirirken her zaman terazinin diğer kefesinde vicdanınızın da olmasına dikkat etmek, üstlerinize ve astlarınıza eşit mesafede ve hakça yaklaşmak gibi… Tüm bunlar bir araya geldiğinde, sizi siz yapan değerlerinizle artık durumlar karşısında değişmez bir hâl alırsınız. İşte bu değişmez, istikrarlı değerleriniz sizin iletişim kimliğinizi oluşturur. Bu kimlik yaşam boyu üzerinizde taşıdığınız çok şık bir aksesuar gibi, girdiğiniz her ortamda karşınızdakinin gözünü alacak ve iletişimin sizinle başladığını bir kez daha fark etmenizi sağlayacaktır.

Continue Reading