Samimiyetle Dilenen Özür Şifadır

Özür dilemenin erdemi ve kuralları

Uzun zamandır kafayı özür dileme konusuna taktım. Öyle ya insanız; bazen kırıyor bazen kırılıyoruz. Kırılıp, kırmalar arasındaki yolcuğumu dikkatle izlemeye başladığımda fark ettim ki biz toplum olarak da özür dilemeyi çok bilmiyoruz. Tevazu gösterirmiş gibi yaparken karşımızdakini “Hiç öyle demek istememiştim, sen beni yanlış anladın, eleştirilmeye tahammülün yok” diye yererek işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyoruz.

Özrün aması olmaz

Bazen biriyle ilişkiniz egonuzdan daha önce gelebilir. Hatta eğer birini gerçekten seviyorsanız gelmeli de. Zaman zaman karşımızdaki kişiyi istemeden bile olsa kırabiliyoruz. Ya da biri bilmeden bizi kırabiliyor. Bence burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey empati. Ben her zaman, benden nasıl özür dilenirse kendimi daha iyi hissederdim diye düşünürüm. Ve eğer birini istemeden kırdıysam ona kendime davranılmasını istediğim şekilde davranırım. Anlayarak ve yerine koyarak…

Sevdiğiniz birinin size bir sözünüzden ya da davranışınızdan ötürü kırıldığını fark ettiğinizde onu yargılamak yerine, anlamaya çalışmayı deneyin. Evet, belki bu sizin üzerinde bile durmayacağınız bir konu olabilir. O davranışta bulunurken ya da o sözü sarf ederken kırıcı olacağınızı aklınızın ucundan bile geçirmemiş olabilirsiniz. Ama karşınızdaki kişi davranışınızdan dolayı incinmiş hissediyorsa incinmiştir. İletişimde ne anlattığından öte nasıl anlaşıldığın sonucu belirler. Dolayısıyla size kırgın birine kendinizi onun yerine koyarak rahatlıkla “Seni üzmek istememiştim, amacım kötü hissetmene neden olmak değildi. Düşüncesiz davrandığım için özür dilerim” diyebilirsiniz. Ya da kendi cümleleriniz her neyse öyle özür dileyebilirsiniz.

Dikkat! Özür dilerken kibrinize yenilmeyin!

Ama lütfen özür dilerken kibrinize yenik düşmeyin. Çünkü çoğu zaman kibrimizden ödün vermemek için özrümüze “Yanlış anlama ama”larla başlar, özür dilermiş gibi yaparız. Ve böylece hala kendini mağdur hissedene laf sokuşturmaya devam ederiz. “Yanlış anladın!” diyerek olayı çözülemez bir düğüme çeviririz. Bu kötü alışkanlık kalıbı maalesef pek çoğumuzun bilincinde yer etmiş durumda. Oysa samimi duygularla ve kırılan kişiyi suçlamadan dilenen özür şifadır.

Özür dilemek bir kültür müdür?

“Biz niye böyleyiz?” diyerek geriye dönüp tarihimizi biraz inceledim. Fark ettim ki özür dileyememek bizim genetik kodlarımızda var. Pek çok ülke tarihte yapmış olduğu insanlık hatalarını kabul edip yüksek sesle ifade etmiş. Kalpten özür dilemenin, affetmek ve affedilmenin sihrini kullanmış ve toplumlarını özgür bırakmış.

Bunun en ikonik örneğiyse 1970 yılında Almanya Başbakanı olan Willy Brandt’ın Nazilerin öldürdüğü Yahudiler anısına yapılan Yahudi Anıtı önünde diz çökmesidir. Polonya’nın başkenti Varşova’ya yaptığı ziyarette gerçekleştirdiği bu özür sırasında Brandt bir dakika boyunca anıtın önünde, başını sessizce eğerek diz çökmüş. Bu simgesel hareketin bugün bile başka ülkelerin siyasetçilerine, kendi geçmişleriyle yüzleşme konusunda örnek olduğu düşünülüyor. Willy Brandt, 1989’da çıkan “Hatıralarım” adlı kitabında bu tarihi olayı “Halen bana o hareketimi soruyorlar. Bunu daha önce planladım mı diye. Kesinlikle hayır. O davranışımı planlamadım. Bütün Nazi cinayetleri, toplama kampları, işkenceler, kötülükler ve insanlık dışı davranışlar için insanlıktan özür diledim” sözleriyle anlatmış. *

Vergangenheitsbewältigung**

Sosyal medyada zaman zaman rastladığım bir serzeniş var, birçok hissin Almanca‘da bir kelimeye denk gelmesine duyulan serzeniş gibi. Keşke Türkçe’de de hislerimizi ifade eden böyle kelimeler olsa diye yazıldığını çok gördüm. İşte “Vergangenheitsbewältigung” da bu kelimelerden biri. Anlamı da geçmişin üstesinden gelmek için verilen mücadele. Vergangenheitsbewältigung, geçmişle yaşamayı, özellikle de Holokost’u analiz etme, sindirme ve Holokost gerçeği ile yaşamayı öğrenme girişimini ifade ediyor. Almanların  Yahudi Soykırımı ve II.Dünya Savaşı da dahil olmak üzere 20. yüzyılın başlarında ve ortalarında yaşanan olaylarda suç ortaklığı konusunda utanç ve pişmanlık duymasını anlatıyor. Sadece pişmanlık ve özür de değil aslında, bu kavram çerçevesinde okullarda, sanat eserlerinde, anmalarda yüzleşme yeniden yaşanıyor. Bir anlamda yüzleşme ve özür acılar serbest kalsın tekrar aynı şeyler olmasın diye sürüyor. Tabii ki bu durum sadece Almanların Yahudilerden dilediği özürle kalmadı. Birçok ülke mağdur ettiği toplumlardan özür dileyerek toplumda bir yüzleşme fırsatı yarattı. *** Bu sayede belki de halkını suçluluk duygusundan özgür bıraktı ve iyileşme sağladı.

Bizse hala atalarımızdan getirdiğimiz kibir, üste çıkma, ötekileştirme, yalnız bırakma kalıplarımızı DNA kodlarımızda taşımaya devam ediyoruz. Halbuki insanız hata yapabiliriz, bazen şartlar karşısında daha sonra pişman olabileceğimiz davranışlar sergileyebiliriz.

Özür dilemek sizi küçültmez, yüceltir

Eğitim verirken kişinin değerleri üzerinde çok dururum, öz değerlerini fark etmesi bu değerlerin aile, çalıştığı kurum, toplum değerleri ile ne kadarının örtüştüğünü anlayabilmesi için ayna tutmaya çalışırım. Çünkü kalbimiz, zihnimiz ve dilimizin senkronize olabilmesi bizi tekâmül yolculuğunda ilerleten basamak geçişlerinden biridir.

Zaman zaman durup değerlerinizin yaşam amaçlarınızın neresinde yer aldığına bakmanızı öneririm. Bir olmayı deneyimlemek istiyorsak ne kadar samimi olduğumuzu sorgulamamız, kendimize bakmamız gerekir. Kendi tarihime baktığımda ne zaman bir samimiyetsizlik fark etsem oradan hemen uzaklaştığımı gördüm.

Dil bu; bazen haddini aşabilir 

Ve bir iletişim öğretmeni olarak şunu çok net söyleyebilirim ki; iletişimin kurallarından biri ifade etmek istediklerinizi, karşınızdakinin doğru anlayıp anlamadığından emin olmanızdır. Yani “Ben söyleyeceğimi söyledim, o anlamadı!” diyemeyiz. İnsan olmak dediğimizde, diğer insanlarla bir arada yaşamanın kuralları devreye girer ve insanı ikili ilişkilerinden soyutlamayız. “Ben böyleyim, beni böyle kabul etsinler” demek iletişim değildir. Karşımızdakileri döküp saçarken söyledikleriniz kulağa ne kadar insanca geliyor bir düşünmek gerekir.

Satırlarımı atalarımdan sevdiğim bir söz ile sonlamak istiyorum, “Gönül kırmak kolaydır, fakat gönül almak zordur, dikkat edin kırdığınız gönül kimin?” Dil bu; bazen haddini aşabilir, siz her hâlükârda samimiyetle özür dilemeyi bilin yeter.

* https://www.amerikaninsesi.com/a/almanya-basbakani-brandt-in-yahudi-aniti-onunde-diz-coktugu-gun/5689233.html

** Wikipedia *** https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2017/05/08/yuzlesmenin-ilk-adimi-ozur-dilemek

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir