Takdir etmenin iyileştirici gücü

Yeni bir yıl yaklaşırken hepimiz ekiplerimizle geçen yılı değerlendiriyoruz. Çoğunlukla finansal değerlendirmeler yapılıyor, kâr ve zarar hesaplanıyor, yılın başında belirlenen hedeflere ne kadar yaklaşıldığı, tasarlanan projelerin kaçının hayata geçtiği analiz ediliyor ve faaliyet raporlarıyla, performans değerlendirmeleri çıkarılıyor. Elbette şirketlerin sürdürülebilir olması için finansal raporlamalar, analizler, faaliyet raporları ve performans göstergeleri önemli, ancak işetmelerin insan emeğiyle ayakta durduğunu da unutmamak gerekiyor. 

Kurumsallaşmış, köklü şirketler çalışana, emeğe ve çabaya önem verse de genel olarak ülkemizde ne yazık ki çalışanın yeteri kadar takdir edilmediğini görüyoruz. Oysa ki çalışanı takdir etmek dünyada giderek daha fazla önem kazanıyor. Nasıl ki geçen 15 yılda çocuk gelişiminde takdir, isteklendirme adımlarının başında geldiyse, bence durum yetişkinler içinde farklı değil. Nitekim Zamanı Yakalayan Ofisleri yazarken en büyük motivasyonum, yöneticimin bilgi ve becerilerimi fırsat bulduğu her ortamda takdir etmesi oldu. Ben şanslı çalışanlardandım, emeğim, çabam hep görüldü ve takdir edildi, takdir edilmenin kişiyi ne kadar yukarı taşıdığını biliyorum, bunu bizzat deneyimledim. Geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Eğer bilgi ve becerilerim, alanıma hâkimiyetim, özel yeteneklerim takdir edilmeseydi, bu kadar beslenmeseydim belki de bugün mesleki kaynak olarak değerlendirilen kitabıma başlamak için cesareti hiçbir zaman bulamayacaktım. Her zaman, her yerde söylüyorum, hayalim olan kitabı yazma cesaretini bana yöneticim verdi. 

Geçen yıllarda iş yönetimi konulu bir araştırma okumuştum, çalışanların yüzde 46’sının takdir edilmedikleri için iş değiştirdiklerini aktarıyordu. Bu raporda çalışanların yüzde 61’i yöneticilerinin onları fark bile etmediğini, yani tanımadığını söylemişti. Çalışanların 88’i ise kendilerine işle ilgili bir değerlendirme yapılmadığını belirtmişti. Sonuçlar ne kadar kötü değil mi? Düşünsenize böyle bir ortamda çalıştığınızı,  kör ebe oynamak gibi, nereye gittiğinizi bilmediğiniz bir yol. 

Koçluk eğitimlerimde insan ilişkilerinde başarılı olmanın en önemli kuralının takdir etmeyi bilmek olduğunu söylüyorum hep. Ne işle uğraşırsanız uğraşın, öğretmen, doktor, yönetici veya asistan, birlikte iş yaptığınız, hizmet aldığınız, temas ettiğini kişileri yetenekleri, becerileri veya başarıları nedeniyle takdir etmeyi ihmal etmeyin. 

Günümüzde insan kaynakları yönetiminde geri bildirim ve takdirin ölçülmesi metodları da artık kullanılıyor. ‘The 5 Languages of Appreciation in the Work Place’ (İşyerinde Takdirin 5 Dili) kitabının yazarları Gary Chapman ve Paul White da, kitabın adından anlaşılacağı gibi, bu konu üzerinde duruyorlar. Kitapta ele alınan “Beş Sevgi Dili” modelinde insanların nasıl tam anlamıyla sevildiklerini ve takdir edildiklerini hissettikleri çok güzel anlatıyor.  beyinin bilgileri özümserken kullandığı üç farklı yol var işitsel insanlar duymaya, görsel insanlar görmeye kinestetik insanlar ise hissetmeye ihtiyaç duyuyorlar. Örneğin işitsel birine görsel bir geri bildirimde bulunduğumuzda sözlü geri bildirim kadar etkisi olmayacağını anlatıyor. Bana bu kartlar mektuplar e postaları yollar durur asla eline telefonu alıp hatırımı sormaz diyebilir. Görsel insanlar ise teşekkür, plaket, hediyeler, notlarla görmek isterler. kinestetik insanlar ise sarılmak el sıkışmak, koluna usulca dokunulması ya da birlikte vakit geçirmekten mutlu olurlar. Chapman önce çiftler üzerinde araştırmasını yapmış ve  iletişim gruplarını şöyle belirlemiş: küçük çocuklar, büyük çocuklar, ergenlik çağındakiler, ordudaki kişiler, ve işteki kişilerle iletişim kurmaya yönelik olarak geliştirmiş.   Kitapta “ Beş Sevgi Dili”  şöyle anlatılıyor: 

  1. Onaylama Sözcükleri 
  2. Kaliteli Zaman
  3. Hediyeler Almak
  4. Eylemli Tutum
  5. Fiziksel TemasÖrneğin, birinin sevgi dili sözcüklerle takdir edilmekse ama siz o kişiyi takdir etmek için masasına bir kitap bırakıyorsanız, muhtemelen beklediğiniz tepkiyi alamazsınız.  Öyleyse ne yapmalısınız? Neyse ki kitapta bu yöntemler detaylıca anlatılıyor. Takdir etmek ve bunu göstermek konusunda profesyonel olmak istiyorsak iletişimde olduğumuz kişileri, yani ailemizi, dostlarımızı, komşularımızı, iş arkadaşlarımızı ve yöneticilerimizi gözlemlememiz gerekiyor. Karşımızdakinin hangi sevgi dili ile konuştuğunu anlayabilmemiz için gözlem şart! Başkalarıyla olan iletişimi, genelde en çok yakındıkları konular, rica ve talepleri, o kişinin hangi sevgi diliyle konuştuğunun aslında ipuçuçlarını veriyor, sanırım doğru sevgi dilini bulana kadar gözlemlemeye devam etmek ve ısrarcı olmak gerekiyor. İnsan kendini karşısındakini mutlu etmeye adayınca, eninde sonunda onun için mükemmel olan mesajı buluyor.

Kendimden örnek vereyim, mesleki kariyerimde yöneticimin yaptığım işlerde beni takdir etmesi benim için her zaman hem motivasyon oldu hem de bir sonraki yıl için önüme konmuş performans hedeflerini aşmamda kaldıraç etkisi yarattı. Ben de hem iş hayatımda çalışma arkadaşlarımı, birlikte iş yaptığım kişileri hem de özel hayatımda ailemi, dostlarımı takdir ettim. Çünkü takdir etmek, teşekkür etmek bizi evrensel düzeyde en yüksek titreşim halimizde tutar. Doğanın ve insanlığın tüm devinimlerini şükranla karşıladıkça bizim de refah, bolluk bereket ve başarı düzeyimizde artış olduğunu fark ederiz. 

Tüm bu takdir ve teşekkür belgelerini etrafınıza dağıtırken içinde en fazla yıldızlı olanını lütfen kendinize ayırmayı unutmayın. Siz tek ve özel siniz ve evrende bir kopyanız yok, bunu daima hatırlayın. Muhteşem olduğunuzu, özel niteliklerinizi ve şimdiye kadar başardıklarınızı daima hatırlayın.

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir