Başarının ölçütü: Mutluluk ve huzur

Yeni eğitim, öğretim yılı, korona virüsü salgını sebebiyle yine uzaktan, yani online olarak başladı. Bu süreçte tüm anneler gibi ben de çocuklarımın öğrenimi konusunda endişeliyim. Neden eğitim değil de öğrenim, diyorum? Çünkü çocukların eğitim alanında yaşadıkları kayıpları, gecikmeli olsa da takviye edebileceğimizi düşünüyorum. Ancak, öğrenim çok daha başka… Bu alanda yaşayacakları kayıpları nasıl telafi edeceğimizi bilmiyorum. 

Bu endişeler aklımı kurcalarken, bir taraftan da “başarı” kavramını düşünüyorum uzunca bir zamandır. Eminim bir masanın etrafına oturacak olsak, hepimiz başarıyı bambaşka tanımlarız. Ben başarı denildiğinde, “sevgi” kavramını da düşünüyorum. Benim başarıdan anladığım sevebilme kabiliyetiyle ilintili. Anneliği ve bunun beraberinde getirdiği görevleri sevgiyle yapıyorum; çocuklarıma sevgimi veriyorsam demek ki başarılıyım. 

İşimi de 28 yıldır severek yapıyorum; yine kendimi başarılı bulma hakkına sahibim. 

Dostlarımla, arkadaşlarımla bir araya geldiğimde içimde onlara karşı duyduğum sevgi beni mutlu ediyor. Onlarla vakit geçirmek, birbirimize zaman ayırmak, bilgiyi, dostluğu, umudu ve cesareti paylaşmak beni mutlu ediyor. Öyleyse arkadaşlıklarım da ben de dostluk kurmakta başarılıyız. 

Her zaman topluma fayda sağlayacak işlerde gönüllü çalıştım, o zaman başarılı bir vatandaş olduğumu söyleyebilirim.  

Başarı kavramını sadece unvan, para ve güce bağlayan pek çok kişi tanıyorum. Bütün bunların başarıyla ilgisiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır, ancak bence eksik. Çünkü başarılı ve mutsuz olan pek çok da insan tanıyorum. Bu nedenle kendi başarı kavramımın içini doldururken, içine sevgiyi ve bence sevginin ayrılmaz eşlikçisi mutluluğu da koyuyorum. 

İçinde mutluluk ve sevgi içermeyen hiçbir girişimi veya iletişimi ben kendi adıma başarılı bulmuyorum. Nitekim, hiçbir başarı hikâyesinde yalnız değiliz, mutlaka başkaları da var. Evliyseniz eşiniz, çalışıyorsanız iletişimde olduğunuz iş ortaklarınız, yaptığınız işlerle dokunduğunuz kişiler veya eylemlerimizden etkilenen herkes aslında başarı tanımımızın bir parçası… Bir yere yükseliyorsak diğerlerinin desteğine, sevgisine ve iyi niyetine ihtiyacımız var. Peki, biz bu iyi niyet ortamını nasıl yaratacağız? Tabii ki sevgiyle… 

Elbette amaçsız  başarı olmaz, her başarı hikâyesinin ardında bir amaç vardır. Fakat, her amaç başarılı mı olmalıdır? Kesinlikle hayır! İçinde iyi niyet ve diğerlerinin faydasını içeren amaçlar, güç, para ve unvan getirmese de birilerine dokunup onların sevgisini ve iyi niyet dileklerini aldıysa bence hizmetini tamamlamış bir amaçtır. 

Düşünsenize başkalarını içine katmayan bir sürü amacınız olduğunu… Hepsinden de çok para ve güç kazandınız, fakat tüm yarattıklarınız başkalarına bencilce zarar veriyor. 1945 yılında Julius Robert Oppenheimer tarafından keşfedilen atom bombası dünyanın en büyük buluşu olsa da Japonya’da 500 bin kişinin ölümüne sebep oldu örneğin. Oppenheimer bu keşfini insanlığın faydasına çıkarım sağlamak üzere geliştirmişti.  

Amaçlarımızı ve hedeflerimizi gerçekleştirirken yeni dünya düzeninde artık sorumluluklarımız olması gerektiğine inanıyorum. İçerisinde yaşadığımız toplum, dünya, çevre, iklim artık biri birinden ayrılmaz derecede önemli ve iç içe geçmiş haldeler. Maddi zenginliğimizi, gücümüzü, bilgimizi kendimiz için olduğu kadar, başkaları için de cömertçe kullanabiliyorsak, o zaman kendimize “başarılı” diyebiliriz. 

Yaşam çift yönlü. Sevgiyle hizmet etmezsek hizmet alamayız. Başkalarına ilgi ve şefkat göstermezsek biz de göremeyiz. Verme ve alma dengesini gözetmek durumundayız. Biz ne veriyorsak, karşılığını da alırız. Hatta kimi zaman verdiğimizden fazla karşılık alırız, yeter ki içinde sevgi ve ilgi olsun. 

İş yaşamımızda veya kişisel yaşamımızda ne kadar çok sevgi ve ilgi dağıtırsak karşılığında mutluluk ve huzur alacağımıza inanıyorum. Tecrübelerim de bunu doğruluyor. 

Başarının bir ölçüsü varsa, bu ölçüt bence “mutluluk” olmalı. Mutluluk da çevrenize katabildiklerimizdir. 

İşte, tüm bu öğretileri çocuklarıma öğretim olmadan nasıl aşılayacağım kaygısı bu satırları bir araya getirdi. Şimdi ben, çocuklarımla “başarı” kavramı üzerinde konuşuyorum. Eminim sizin de benim gibi kaygılarınız ve çocuklarınıza aşılamaya çalıştığınız değerleriniz vardır. Özellikle son günlerde bize çok ama çok iş düşüyor. 

Kolay gelsin hepimize…

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir