Elektromanyetik kirliliğe karşı verdiğim mücadele

Ben hayat enerjisine inanan bir insanım. Üstelik hayatımızın coşkulu, huzurlu ve keyifli akışı için hayat enerjimize sahip çıkmamız ve bu enerjiyi iyi kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. 

Fakat ne var ki 2019 yılının son aylarına doğru kendimi tıpkı maratonun sonuna yaklaşan uzun mesafe koşucuları gibi hissetmeye başlamıştım. Enerjim düşüşe geçmişti. Sanki bacaklarım bedenimi taşımıyordu artık, düşüncelerim de yavaşlamıştı. 

Rasyonel tıbba bağlı olan bir hekimle evliyim fakat beni tanıyan dostlarım, alternatif tıbba da ne kadar meraklı olduğumu bilirler. Menopoza girdiğim yıl homeopati ve bio rezonans tedavisiyle birçok kadının çok zor geçirdiği bu dönemi rahatlıkla atlatmıştım.

İşte, kendimi yorgun bir savaşçı gibi hissettiğim bu zamanda da menapoz döneminde destek tedavi olarak faydasını gördüğüm alternatif yöntemleri araştırmaya başladım. Ve böylece karşıma sevgili arkadaşım Meltem Torlak Atmaca çıkıverdi. 

Elektromanyetik kirliliğe maruz kalmak zarar veriyor

Meltem’e kendimi çok yorgun hissettiğimi anlattım, neredeyse hiçbir şeye takatim yoktu. Beni dinledi ve sonra muhtemelen yaptığım iş sebebiyle çok fazla elektromanyetik kirliliğe maruz kaldığımı söyledi. Anlattığına göre elektromanyetik kirliliğe çok fazla maruz kalmak, yorgunluğa, baş ağrılarına, halsizliğe ve dikkat dağınıklığına yol açıyordu. Üstelik bu belirtiler maalesef elektro manyetik kirliliğe maruz kalmanın kısa süreli etkileriydi. Uzun vadede elektromanyetik dalgalar, vücutta bulunan moleküler ve kimyasal bağ dokularına  hasar veriyor, bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiliyor, ayrıca melatonin hormonunu salgısını azaltıyordu. 

Gece yatarken açık kalan ışık dengemizi bozuyor

İyi ama neydi bu melatonin hormonunu? Özetleyeyim: Beynin orta bölgesinde yer alan pineal bez tarafından salgılanan melatonin hormonu, uyku döngümüzü ve “sirkadiyen ritim” olarak tanımlanan vücudun biyolojik saatini düzenliyor. Melatonin, uyku ritminin düzenlenmesinin yanı sıra bağışıklık sisteminin güçlenmesi, vücut ısısının ayarlanması ve hücre yenilenmesi gibi biyolojik ve fizyolojik süreçlerde önemli bir rol oynuyor. Üstelik bu hormon bilinen en güçlü antioksidan olduğu için metabolizmanın yaşamsal faaliyetlerini sürdürme mekanizmalarını da destekliyor. Melatoninin, uyku kalitesi üzerinde de olumlu etkisi bulunuyor. 

Şimdi gelelim elektromanyetik kirlilik ve melatoninin ilişkisine… Melatonin, havanın kararmasıyla vücudumuzda salgılanmaya ve  sentezlemeye başlıyor. Dikkat edin, “havanın kararması,” yazdım. Evet, eğer uyuduğumuz ortam tamamen karanlık değilse, örneğin lamba açıksa, melatonin salgılama kapasitemiz düşüyor. 

İşte bu nedenle günümüzde kötü uyumamızın önemli bir nedeni ışık kirliliği. Düşünün bir de bizler lambanın icadından önceki zamanlara göre daha aydınlık bir ortamda uyuyoruz. Evde lambaları kapatsak bile şehirlerimiz 50 yıl öncesine göre daha aydınlık, mutlaka ışık  pencerelerden bir yerden gece odamıza sızıyor. Hatta şehirler o kadar aydınlık ki artık yıldızları bile göremiyoruz. Ama işte yıldızları görememek sadece ‘romantik gecelerimizin’ sönük geçmesine değil,  melatonin salgılamamaya da neden oluyor. 

Evdeki veya dışarıdan içeri sızan ışık melatonin salgılanmasını sürekli baskılıyor. Böylece biz uykumuzu sürdüremiyor ve aslında uyanık yaşıyoruz. Bir de düşünün sadece lambalar değil, bilgisayarların cep telefonlarının ışıkları da bu hormonun salgılanmasını düşürüyor. İşte bu nedenle uzmanlar, “Lamba açık yatmayın, yatak odasında açık televizyon, bilgisayar bulundurmayın. Cep telefonlarınızı yatak odanızdan uzak tutun,” diyorlar. 

WHO: “Elektromanyetik alanların etkileri tartışılmaz”

Zavallı bedenimizin günümüzde maruz kaldığı çevresel kirlilik sadece ışık kaynaklarıyla da bitmiyor. Jeopatik kirlilik, radyoaktivite ve radyasyon ve daha nice elektromanyetik kirlilik sağlığımızı tehdit ediyor. 

Tüm bu bilgileri, profesyonel alanı kimya mühendisliği olan Meltem sayesinde öğrendim. Anlattıklarının dayanağı bilimdi, zira pek çok doktor da demin da yazdığım gibi, “Uyurken ışıkları kapatın,” diyordu. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de elektromanyetik kirliliğe uzun süre maruz kalmanın sağlığımızı olumsuz etkilediğini açıklamıştı. 

WHO’nun sitesinde yer alan bilgide, “Belirli seviyelerin üzerindeki elektromanyetik alanların biyolojik etkileri tetikleyebileceği tartışılmaz. Geçtiğimiz on yıl boyunca, çok sayıda elektromanyetik alan kaynağı, elektrik hatları, mikrodalga fırınlar, bilgisayar ve TV ekranları, güvenlik cihazları, radarlar ve en son cep telefonları ve baz istasyonları dahil olmak üzere sağlık sorunlarının odağı haline geldi,” deniyor. 

SCİO sistemi ve yaşadığım değişim

Meltemi pür dikkat dinlemeye başlamıştım. Ben de Feng Shui gibi enerji çalışmaları yapıyor, bulunduğum ortamlarda zaman içerisinde biriken negatif titreşimlere karşı kendimi koruyordum. Ancak, bu kez bir mühendisin anlattığı, bilime dayalı yöntemleri dinlemek hem gönlümü hem de aklımı doyuruyordu. 

Sohbetimizin sonunda Meltem beni ikna etti. SCİO ile birlikte çalışan ve kuantum fiziğine göre programlanmış “quantum bio feedback” cihazıyla çalışma alanlarımızda ölçüm yapacaktı. Ölçümler sonucunda elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda ne gerekiyorsa yapacaktık. SCİO cihazını belki pek çoğunuz duymuştur. Cihazın mucidi, NASA’lı bilim adamı olan Prof. Dr. William Bill Nelson. Sistemin Nobel Ödülü var. 

Meltem, yeni yıl öncesinde ofisime gelerek ölçümler yaptı. Meltem, ölçüm SCİO cihazı ve bu cihaza ait bilgisayara ek olarak yüklenen ölçüm programlarıyla beraber yaptı. Ölçüm sonucuna göre, ofislerimiz ve toplantı odalarımızdaki  radyoaktif ve elektromanyetik kirlilik kabul edilebilir değerlerin çok üzerindeydi. Meltem yaşadığımız yorgunluk, bitkinlik ve dikkat dağınıklığı gibi şikayetlerimizin bu kirliliğe maruz kaldığımız için ortaya çıktığını söyledi. 

GEOSafe-E kürelerinin nerleştirmek için özel bir çalışma gerekiyor.

Bu bilgiler sonucunda nötralizasyon ve arındırma çalışmalarına başladık. Sonrasında mekânlarımızın istikrarlı dengesini korumak amacıyla ofisimize GEOSafe-E küreleri yerleştirildi. Meltem, “Bu kürelerin hangi noktaya yerleştirilmesi gerektiği için özel olarak çalışma yapmak gerekiyor. Olması gerekenden farklı bir noktaya yerleştirilirse kürelerin verimi etkili olmuyor. Bu dikkat edilmesi gereken çok önemli bir detay,” diyor. Yani küreleri alıp kafanıza göre bir yerlere yerleştiremiyorsunuz, mutlaka bir uzmanla çalışmanız gerekir. 

Evinizi ve çalışma alanınızı elektro manyetik frekanslardan korumak için geliştirilen GEOSafe-E küresinin neye benzediğini fotoğrafta görebilirsiniz. 

Peki, sonuç ne mi oldu derseniz, bu tatlı görünümlü küreciklerle geçirdiğimiz 15 günün ardından kendimi daha zinde ve daha odaklanmış hissediyorum. Mekânın enerjisiyse sanki daha ferah, hatta tıpkı bahar gibi…

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir