İçimizdeki Romantizm: Eylül!

eylul

Eylül denince hemen hepimiz içimizdeki romantikle kendi köşemizde buluşuverdik. Sonbaharın renklerinden mi, sabahları kapıdan çıktığınızda yüzünüze değen tatlı esintiden mi, işe güce, okula olan telaşlı hazırlıklardan mı bilinmez. İçimizdeki romantizm, Eylül dedin mi tak tak kapıyı çalmaya başladı.

İnsan bulunduğu alandan şöyle geriye yaslanıp izleyince fark ediyor ki, tüm kainatın yaratımında akılların alamayacağı ancak yüreklerin hissedebileceği aşk-zeka ve yaratıcılık var. Öylesi müthiş bir yaratıcılık ki; izlerken kalbinizin, bedeninizin, siz olduğunu zannettiğiniz tüm üç boyutlu cisminizin ötesine geçip, yaratılanların tamamıyla birleşip dans etmeye başlıyorsunuz.

İşte Eylül tüm evrendeki canlıların, kendilerini kışa nasıl hazırladıklarını izlememiz için yine geldi. Aramızda bu farkındalığa daha önce erişemeyenlerimiz varsa izleyip, birleşip, kutlayalım diye…
Müthiş bir çalışkanlıkla hayvanlar, ağaçlar, bitkiler, denizin altındaki canlılar yaz boyunca üremelerini tamamlamış, belki de defalarca meyve vermiş; toprağa, havaya, suya olan armağanlarını sunmanın huzurunu yaşıyorlar şimdilerde. Ben, denizde, dağda, bayırda, köyde vakit geçirmeyi, buralardaki canlı yaşamını izlemekten büyük zevk alıyorum. Kırsalda yaşamı seçmiş insanların yüreklerindeki doğa sevgisini yüreğimde hissetmeyi, toprağa nasıl da şükran duyduklarını izledikçe kalbim genişliyor. Bir çiftçi için toprak, üzerine basıp geçilen kara parçası değildir. Toprak, onun can yoldaşı. Kimbilir elinde sabanla ayrıklarını ayıklarken üzerinde ne türküler okudu. Avucundaki tohumları bağrına atarken ne hayaller kurdu. Bolluğu, bereketi, geçim kaynağı bildi. Benim içinse toprak; dünyanın “ana rahmi” tıpkı bir kadın gibi. Ona nasıl davranırsan, sana öyle cevap verir. Onunla iyilikle, şefkatle, sevgiyle, nezaketle, cömertlikle, sabırla, mütevazılıkla, sadakatle iletişim kurarsan, o sana canından can katıp bire on verir, tıpkı kadın gibi… Doğanın içerisinde gizli müthiş bir “biliş” var. Çiftçi toprağı sever, güneşi sever, suyu sever. Bilirki yaşamın döngüsü ateş-toprak-hava-su. Bunu varlığından bilir. Öyle okumasına, birilerinin ona anlatmasına falan gerek yoktur. Öylesine bilmek halindedir…


Teslimiyet farkındalığını deneyimlemek istiyorsanız ağaçları izleyebilirsiniz. Ben ağacın yapraklarını dökerken çıkardığı huzurlu seslere ve bilgeliğe kulak veriyorum. Onlar biz insanlar gibi, bir yıl daha yaşlandıklarını düşünmezler. Aksine onlar bir yıl sonra, tekrar açacakları tomurcukların hayalini kurarak kendilerini kendilerinden doğuracakları, sükunet alanına geçiş yaparlar. Bu alanı derin bir meditasyon haline benzetirim. Altı ay boyunca kimbilir ne hayaller kurar ve zamanı geldiğinde bizim gözümüzle fark edemediğimizden belki de daha yeşil, belki de daha taze yepyeni bir gerçekliğe açarlar gözlerini… Kimileri beni fazla hayalperest bulur. O zamanlarda kalbimden sessizce aksine keşke daha çok hayal kurabilsem diye geçiririm. Aslında hayalleriniz sizin gerçekliğinizdir. Bu anın içerisinde kendinizi bir yıl, on yıl hatta ileri gidelim elli yıl sonra nasıl görmek istiyorsanız onu yaratabilirsiniz. Ağaçlara bakın mesela. Onlar nasıl bir teslimiyet içerisinde 400 yıl sonraki tezahürlerini biliyorlarsa, siz de yapabilirsiniz. Ben her yıl bir sonraki yıla tıpkı doğanın içerisinde taşıdığı coşkulu hazırlığa benzer bir hazırlıkla hazırlanmayı tercih ederim. Bilirimki bilinç ve enerji, aslında bizim gerçekliğimiz. Tüm evrenin bir bütün olduğu yaratıcı güç, aslında hareketi ve niyetleri sever. İçinizdeki tutkunun, yaratım gücünün ateşini hep beslemenizi ister. Yazmak, resim yapmak, hayal panosu hazırlamak, dilek kutusu yapmak. Bu egzersizlerin hepsi aslında içinizdeki tutkuları coşkuyla akıtabileceğiniz, yaratım gücünüzü deneyimlemeniz için alan yaratma egzersizleridir. Zamanın aslında ne kadar doğrusal bir kavram olduğunu bilmek istiyorsanız, bir sonraki yıl kendinizi nerede, nasıl ve ne şekilde görmek istediğinizi hayal edin. Çünkü tüm yaratımlar tek bir an’da olur. Şimdi bizler, hepimiz bilincimizi sevgiyle ve güvenle yaratmak istediğimiz alana odakladığımızda, emin olun yaşamımızda bambaşka sabahlara uyanabiliriz.

Satırlarımı ölümsüz üstatlardan birinin sözleri ile tamamlamak istiyorum. Aynen şöyle der “Acemi üstatlar “an” da yaşarlar, halbuki ustalar gelecegi “bu an”da yarattıklarını bilirler.”☺

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir